Kendimi Kandıracak Değilim!
filed in Okul on Mar.17, 2010
Ah evet, iddialı bir başlıkla giriş yapıyorum. Başlığın da hakkını vereceğim, hiç şüpheniz olmasın.
Pek çoğunuz bilir -evet insanların başına kakıyorum bunu-, “hedeflerim var, ortalama yapıcam, masterlara gidicem, büyük adam olucam ben!” gibisinden laflar etmekteyim. Açıkcası ilk dönem için bu lafların hakkını da verdim denebilir. Ufak bir şanssızlığı saymazsak, hayatımdan ciddi ciddi çok büyük ödünler vererek -çok olmasa da biraz- başarılı olduğumu söyleyebilirim.
İlk dönem nasıl başarılı oldum peki?
- Yağmur, çağmur, fırtına dinlemeden okula gittim. Toplamda 2 ya da 3 derse girmedim, girdiğim her derste de bünyemin el verdiği kadarıyla o dersi dinlemeye çalıştım.
- Ödevlerimi yaptım. “Optional” olan ödevlerimi bile yaptım. Ödevi yapmış olmak için değil, öğrenmek için yaptım.
- Hoca veya ders seçmedim, önem sırası yapmadım. “Kimya ne işime yarayacak” demedim, tüm derslere gittim. “Fizikçiden bir şey anlamıyorum” demedim, “bir soru çözer de deftere yazarım, sınava çalışırken işime yarar belki” diye düşündüm, sabahın 9′u dinlemeden gittim.
- Çok ders çalışmadım belki ama çok ders çalışmak için çabaladım. Günlük veya haftalık tekrar yapmasam da, sınav haftaları günde belki “bir” saat ders çalışabilmek için yaklaşık altı-yedi saat odada oturdum.
- Sosyal hayatımdan ve hobilerimden ödün verdim. Sosyal hayatım çok renkli değildi zaten ama hayatımın en büyük gerçeklerini, mesela oyun oynamak gibi, bir kenara bıraktım ve onlardan uzak durdum.
- Bildiklerimle yetinmedim. Sınava girerken 10 soruyu doğru çözüyorsam, 11.’yi doğru çözemediğimde üzüldüm. Asla kendimi sınava yeterince hazır hissetmedim. Bu hazırlıksızlık hissi sınavlara daima hazırlanma içgüdümü sürükledi.
- Asla yaptıklarımdan memnun olmadım. Sınavda “top” yaptığım için sevinemedim. “Bu derste çok iyiydim, neden daha yüksek alamadım” diye kızdım kendime.
Şu yazdıklarımı şimdi şöyle tekrar bir okudum da, gerçekten ne kadar zor bir dönem geçirdiğimi unutmuşum. Şimdi her şey iyi güzel de, sanki bir eksik var. Başarılıyım, iyiyim tamam ama işin içinde huzur veya mutluluk yoktu. Evet, başarılıydım ama daima bir gerginlik, bir sinirlilik, bir karamsarlık hali hakimdi bende. Bunun ötesinde, hayatım yoktu. Ne dışarı çıkıyordum, ne de yapmak istediğim şeyleri yapıyordum. Bunlardan bu kadar ödün verirken bir de derslere çalışmam gerektiği kadar çalışmadığım için vicdan azabı çekip kendime eziyet ediyordum.
Birinci dönem konusunu kapatıyorum. İşler bu dönem tam dersine dönmüş durumda. Bugün çok ilginç bir olay yaşadım. Gece oyun oynamak için geç yatmıştım. Sabah alarmım çaldı ve uyandım. Kendi kendime yaptığım konuşmayı hala çok iyi hatırlıyorum:
-Hangi derse gitmen gerek Ayberk?
-Fizik.
-Gitsen bir şey anlayacak mısın?
-Hayır.
-O zaman devir popoyu, uykuya devam.
Gerçekten de bu konuşmadan sonra, aldığım kararı uyguladım ve uyumaya devam ettim. Bu kararımın geçen dönem uyguladığım şeylerin kaç tanesiyle çeliştiğini bulmak size kalmış. Bir diğer olay ise ilk vize notlarım. Diskrit matematik gibi bir dersten ortalama civarı bir not aldım ve gocunmadım. Daha da kötüsü, fizik sınavından muhtemelen ortalamadan bile daha düşük bir not alacağım, 50 puanlık kısmı direk boş bıraktım ama gene de hiç ama hiç umrumda değil. Çalışmıyorum, başarısız oluyorum ve önemsemiyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki, “ulan iki derse gitmedin, iki tane sınava da çalışmadın diye dünya tersine döndü falan mı sanıyorsun? de get işine”. Belki kendinizce haklısınız ama beni düşündüren bir husus var. Tüm bunlar olup biterken geçen dönem hiç ama hiç hissetmediğim bir huzuru yaşıyorum. Akşam arkadaşlarımla oyun oynarken “gerçek” kahkalar atabiliyorum ve o sinirli gergin halimden uzaklaşabiliyorum.
Demek istediğim şey, ikinci dönem itibariyle farkında olduğum ama kaçındığım belli başlı gerçekler kendini iyice ortaya koymaya başladı. İlk dönem başarı için hayatımı bir kenara bırakmıştım. Eğer bunu yapmazsam, dört sene sonra mezun olduğumda pişman olacağımı düşünüyordum ama sanırım başarılı olmak uğruna hayatını kenara bırakma olayını sürdürebilecek kadar güçlü bir insan değilim. Yani bu dönem itibariyle çok net bir seçimin eşiğinde görüyorum kendimi: ya eskisi gibi güleceğim, eğlenebileceğim ve evet mutlu olacağım; ya da başarılı ama katlanılmaz hayatıma geri döneceğim.
Şimdi tam burda kimisi, “e olm zekiyim falan diye atıp tutuyorsun, hem oyununu oyna, hayatını yaşa; hem de dersine çalış başarılı ol” diyebilir. Buna verebilecek cevabım: “yapamıyorum”. Belki bu dediğiniz şey çok ama çok sevdiğim bölüm derslerim için geçerli olabilir-evet, çok seviyorum ve başarılıyım hala- fakat bir fizik dersini kendi hayatımı yaşarken “BA, BB” gibi bir not getirme şansım yok. Eğer varsa da ben göremiyorum, beceremiyorum.
Konu ben ve özellikle bu spesifik olay olunca ne söyleyeceklerim bitiyor, ne de söylemek istediklerim; fakat bu yazıyı da sonlandırmalıyım artık. Okuduklarınızdan da görüleceği üzere, artık kendimi kandıracak değilim. Başarılı olmak uğruna “miserable” bir yaşam sürebilecek kadar güçlü bir insan değilim ben. Yalnız kim bilir, bakarsınız dört sene sonra bu yaptıklarımdan dolayı pişmanlık duymam. Yani aslında, umarım duymam :p
Şimdi biraz HoN oynamam lazım, akşam da aksilik olmazsa Raid’e giricem. Vakit kalırsa da ödevimi yaparım.
Hoşçakalın.
March 20th, 2010 on 11:44
dersine çalış eşek herif gecelere kadar oyun oynuyormuşsun öyle diyo herkes.