<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>You are not welcome in my world! &#187; linux</title>
	<atom:link href="http://blog.ayberkyilmaz.net/tag/linux/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.ayberkyilmaz.net</link>
	<description>things that matter</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Feb 2011 23:34:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Linux&#8217;ta Komut Penceresi, Konsol ve Ona Benzer Şeyler Hadisesi</title>
		<link>http://blog.ayberkyilmaz.net/2010/linuxta-komut-penceresi-konsol-ve-ona-benzer-seyler-adisesi-77</link>
		<comments>http://blog.ayberkyilmaz.net/2010/linuxta-komut-penceresi-konsol-ve-ona-benzer-seyler-adisesi-77#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 15:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayberk Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[linux]]></category>
		<category><![CDATA[shell]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.ayberkyilmaz.net/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Cok uzun zamandir aklimda olup da, buraya koymaya bir turlu firsat bulamadigim bir yaziyi koymak istiyorum. Yazi gercekten cok ama cok guzel. Konusu ise kisaca isletim sistemlerini cok guzel bir benzetme kullanarak karsilastirirken linuxtaki konsolun yararlarini anlatmak. Bu orijinal yazinin sahibi ozgurlukicin forumundan &#8220;mu1&#8243;. Yazinin orijinaline surdan ulasabilirsiniz: http://www.ozgurlukicin.com/forum/nasil/13894/?page=1 Linux kullanmaya Windows&#8217;tan geçenlerin en canını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cok uzun zamandir aklimda olup da, buraya koymaya bir turlu firsat bulamadigim bir yaziyi koymak istiyorum. Yazi gercekten cok ama cok guzel. Konusu ise kisaca isletim sistemlerini cok guzel bir benzetme kullanarak karsilastirirken linuxtaki konsolun yararlarini anlatmak.</p>
<p>Bu orijinal yazinin sahibi ozgurlukicin forumundan &#8220;mu1&#8243;. Yazinin orijinaline surdan ulasabilirsiniz: <a href="http://www.ozgurlukicin.com/forum/nasil/13894/?page=1">http://www.ozgurlukicin.com/forum/nasil/13894/?page=1</a></p>
<blockquote><p>Linux kullanmaya Windows&#8217;tan geçenlerin en canını sıkan şeylerden birisi, ikide bir komut penceresi ve ille de Konsol diye bir şey kullanma gereksinimidir. Oraya buraya tıklayıp işini görmek dururken ilkel görünüşlü bir şeye karışık ve anlamsız şeyler yazmak, sistemin yazdıklarını beğenmemesi, çoğu komutun sonunda sistemin hiç bir şey söylemeden öylece beklemesi gibi şeyler canlarını sıkar. Arada bir “buna yetkiniz yok, root diye bir şey olmanız gerekiyor, ama root olmak ta hiç iyi bişi değildir” türü uyarılar da alınca iyice ayar olurlar. Hele ki bir Linux ortamında zor bela alıştıkları komutlar var da onları bir diğerinde bulamazlarsa hepten gına gelir. Nedir bu çile?</p>
<p>Şimdi, konsolu filan bir tarafa bırakıp, yemeğe gittiğimizi varsayalım.</p>
<p>Diyelim ki amatör aşçıyız ve bol yıldızlı bir otelin restoranına müşteri olarak gittik. Girdiğimiz yerde şık bir dekorasyon, jilet gibi düzenlenmiş masalar, kibar garsonlar ve ışıltılı bir atmosfer olacaktır. Yemeğimizi sipariş ettik ve geldi. Baktık ki yemek iyi hoş olmuş, sunum güzel, lezzeti de fena değil ama yine de tam istediğimiz gibi değil. Örneğin, biz yemekteki soğanı standart haliyle değil de başka şekilde hazırlansın istiyoruz. İşi de biliyoruz ya, tutturduk aşçıyla konuşacağız diye.</p>
<p>Bu restoranda, garsonu yemekten anladığımıza ikna edebilirsek bizi şefle görüştürmeye yanaşır ve bizi mutfağa alır. Mutfağa girince de iki şey olur.</p>
<p>Önce ortamın değiştiğini farkederiz. Burada süslü masalar ve yumuşak ışıklandırma yerine, belli bir düzende koşuşturan personel, sıraya sokulmuş malzeme, yıkama, pişirme vs. aletleri ve endüstriyel ışıklandırma görürüz. Çünkü burada amaç hızla yemek hazırlamak, aynı anda birkaç siparişin hazırlanıp aksamadan masalara gitmesini sağlamak, artıkları hızla yok etmek ve malzeme firesini en azda tutmaktır, işin süs kısmı dışarıdadır. Aşçılar birbirleriyle konuşurken kısa cümleler ve yanlış anlamaya olanak vermeyen bir mesleki terminoloji kullanırlar. Dışarıdan bakan biri yemek mi hazırlıyorlar cepheye mühimmat mı hazırlıyorlar anlamayabilir.</p>
<p>Mutfağa girdiğimizde olan ikinci şey, çalışanların bize “hoop hemşerim, sen müşterisin buraya girmemen lazım, bişey devirip elini filan yakarsın burda, derdin ne?” bakışıyla bize bakmasıdır. Biz de usulünce (yetkili kullanıcı şifresi girerek) sıradan müşteri olmadığımızı, yemek işinden anladığımızı, ortalığı dağıtmaya gelmediğimizi, yemeğin sunulan halinden başka ilave şeyler de istediğimizi izah ederiz. İçeride bir şeyler devirip yangın çıkarmayacağımıza (yetkili kullanıcıyız ya) ikna oldukları zaman, bizi yemeği yapan aşçıyla görüştürmeye razı olurlar.</p>
<p>Aşçıyla konuşurken, onun mesleki dilden konuşmamız gerekir, yoksa ince ayrıntılarda anlaşamayabiliriz. Neyse ki biz de aşçıyız ve dil konusunda bir sorunumuz yok. İstediğimiz standart dışı değişikliği en ince ayrıntısına kadar tarif edip tam olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>Bazı durumlarda, “bu tatlıya altın tozu da serpin, bu mantarlar yerine de Vezüv dağı eteklerinde yetişen şu türden mantarları kullanın” gibi enteresan isteklerimiz olur. O zaman da bize “biz o kadarını bilmeyiz, şef bilir” derler. Şef meşgul bir kişidir, onunla öyle her babayiğit konuşamaz. (onunla konuşmak için &#8216;root&#8217; şifresi gerekir). Eğer bu engeli de aşarsak, o zaman şefe derdimizi anlatıp, fırın ve ocakların ısısıyla filan da oynayıp iyice standart dışı, ama tastamam istediğimiz gibi bir yemek hazırlatabiliriz.</p>
<p>Bütün bunları restoran kısmındaki şık giyimli garsonla süslü masamızdan konuşarak yapamayız.</p>
<p>Eğer bu otelin adı Linux oteli ise, hesabı istediğimiz zaman bizden para pul da almazlar, bu da işi birazcık bilmenin faydasıdır. Bu restoranın hoş bir özelliği de hazır menü dışında, açık büfesinin de olmasıdır. Eğer aşçılıktan az biraz anlıyorsak, oradaki malzemelerden seçip keyfimize göre pişirtebiliriz, ona da para almazlar.</p>
<p>Şimdi bir de, başka bir otelin restoranına bakalım. Bunun adı da Windoze oteller zinciri olsun. Burada da restoran bölümü çok şık, garsonlar şık ve kibar, ortam güzel, ambiyans ta iyi.</p>
<p>Ama bu zincire ait restoranların birkaç farkı var. Öncelikle, yiyip içeceğimizin parasını peşin alıyorlar, karşılığında da yediklerimizi beğenmezsek garsonlar koşuşturup bizi memnun edene kadar uğraşacaklarını taahhüt ediyorlar. Şehrin her tarafında bu restoranlardan var, üstelik taklitleri de çok. Ancak taklit restorana bir kere gitmişsek, yediğimizden zehirlensek bile bir şey yapmıyorlar. Böyle bir durumda asıl restoran da bizi umursamıyor. Yemek tariflerini sır gibi saklıyorlar ve kullandıkları malzemeyi de söylemiyorlar. Adamlar haklı, pahalı bir yatırım yapmışlar ve masrafı çıkarmak zorundalar. Şehirde adım başı bu restoranlardan olduğu için de herkes orayı biliyor ve gidip bir şeyler yiyor. Her şeye rağmen iyi kazanıyorlar yani.</p>
<p>Bu restoranın başka bir özelliği, profesyonel aşçı bile olsak, eninde sonunda müşteri olduğumuz için bizi hiç mutfağa sokmamaları. Her şeyi restoran kısmında garsonlarla halletmek zorundayız. Çok çok, mutfaklarında bir ön büro var, eğer bilinçli müşteri olduğumuza inanırlarsa (administrator kartvizitimiz varsa) oraya alıp derdimizi dinliyorlar. Ama ön büroda yapabileceklerimiz çok sınırlı, derdimizi ayrıntısıyla anlatabileceğimiz, anlatmak istesek te bizi anlayabilecek eleman yok. Zaten bu restoran zinciri, profesyonel aşçıları değil, sadece konforlu bir ortamda menüde ne varsa onu yemek isteyen müşterileri hedef kitle olarak benimsemiş. Servis çok ağır da olsa rahatlığı ön planda tutan müşteriler bundan pek yakınmıyor.</p>
<p>Bu restoranın diğer bir özelliği de, “nasıl olsa bize profesyonel aşçılar yemek yemeğe gelmiyor” diye hijyen ve korumaya pek önem vermemesi. Parası olan herkes girsin diye de her tarafında kapı ve ardına kadar açık pencereler var. Bu yüzden yemek işinden biraz anlayan kötü niyetliler zaman zaman içeri dalıp malzemeye zehirli maddeler katabiliyor. Yapısal güvenlik önceden düşünülmediği için de restoranın buna karşı tek önlemi, yabancı daha önce hangi kapıdan girmişse o kapıyı kapatmak, ya da bozulma olasılığı olan yemeği menüden çıkartmak. Bu çoğu zaman müşterilere de zorluk yaratıyor, ama yapılabilecek başka bir şey yok. İsteyen müşteri parayla özel güvenlik elemanı tutabiliyor, ama bu da servisi iyice yavaşlatıyor.</p>
<p>Bu zincirin bir başka sorunu da, en baştan tasarlanırken çok hafif malzemeli yemekler için düşünülmüş olması. Gerçi şimdilerde mutfak inşaatları çok daha sağlam, ama eski yemek tariflerine uyumlu olması için bugün de binaların bazı yerleri birçok zayıflık içeriyor maalesef. Bu yüzden, dışarıdan gelen haydutlar sadece yemekleri zehirlemekle kalmayıp bazen restoranın binasını da çökertebiliyor. O durumlarda çözüm, mutfağı yıkıp yeniden yapmaya kadar gidebiliyor.</p>
<p>Kısacası, Windoze otellerinin restoranlarında işler yolunda gittiği, kimse yemekleri zehirlemeye kalkmadığı, teröristler veya sakar müşteriler binayı çökertmediği ve parayı peşin ödediğimiz sürece şık ve konforlu bir ortamda oturup menüde ne varsa alıp rahat rahat yiyebiliyoruz. Menüde de iyili kötülü pek çok seçenek var, müşterilerin çoğunluğu da bunları yeterli bulup fazlasını istemiyor. Eğer biz fazlasını istersek, sadece nasihat alıyoruz.</p>
<p>Bunların yanında bir de, Mack OZX adlı bir otel zinciri daha var. Burası mimari olarak Linux otelleriyle çok benzeşiyor, ancak müşterisine Windoze otellerinin restoranlarındaki konforu yaşatmaya çalışıyor. Üstelik garson olarak ta seksi görünümlü hanımlar var. Burada, eğer uzman aşçıysanız yine mutfağa girip şefle konuşma şansınız var. Ama bu o kadar fazla gerekmiyor, çünkü buradaki garsonlar Windoze zincirindekinden çok daha becerikli, yemekler konusunda pek çok özel talebimizi leb demeden leblebiyi anlayıp karşılayabiliyorlar. Ama bu restoran oldukça lüks ve pahalı. Kulüp gibi bir fiyatlandırma anlayışları da var; ilk giriş pahalı, sonrası &#8216;ehven&#8217;. Ama çok şık bir yer olduğu için her gidişte başka bir kıyafet giyilmesi gerekiyor, bu da uzun dönemli maliyeti etkiliyor tabii. Zengin işi kısacası&#8230;</p>
<p>Şimdi gerçek dünyaya geri dönersek, Linux&#8217;daki Konsol emulatörü (veya alışılmış dille komut penceresi) istediğimiz yemeği tam ve eksiksiz olarak ilgilisine tarif edebilmek için girdiğimiz mutfak bölümüdür. Gerçi mutfağa kadar zahmet etmeden de oturduğumuz şık ve rahat masadan kolayca garsona siparişimizi verebiliriz. Ama o zaman menüde ne varsa onlardan birini seçmek ve orada nasıl yapılıyorsa öyle yemek zorundayızdır.</p>
<p>Eğer bir problem yüzünden restoran bölümünü o gün açamamışlarsa, o takdirde otelin arka kapısından geçip mutfağa doğrudan gireriz. Bu arka kapı da sistem konsolu oluyor.</p>
<p>Kısacası, Linux&#8217;taki o çirkin görünümlü, zahmetli konsol ve konsol emulatörleri, bize diğer işletim sistemlerinin veremediği esneklik ve sistem kalbine uzanma olanağını sağlıyor. Onların konuştuğu dili birazcık öğrenirsek bize çok çok fazla ek olanak tanırlar. Bu yüzden onları sevelim, itip kakmayalım. Bir gün lazım olabilirler.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.ayberkyilmaz.net/2010/linuxta-komut-penceresi-konsol-ve-ona-benzer-seyler-adisesi-77/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

